Blog

Bahçeler, balkonlar, teraslar sebzelerle, meyvelerle dolsun taşsın.

Herkese merhaba, azıcık kendimden bahsedeyim. İstanbul’da doğdum, Kütahya’dailkokulu okudum sonra tekrar İstanbul’da döndüm. 40 yıldır şehirlerde yaşadım. Şimdi 47 yaşındayım. Evliyim ve 2 minik çocuğumla birlikte 7 yıldır geçiş bölgesi denen bir yerde, Şile’ye yakın Ömerli’de yaşıyorum. İngiltere’de işletme okudum ve reklamcılık masterı yaptım. 15 sene irili ufaklı reklam ajanslarında enerjimin son damlasına kadar emildim ve bittim ☺ Bu sistemin yanlış olduğuyla ilgili uzun zamandır kafamda deli düşünceler vardı. Ve sonunda haklı çıktım. 7 senedir permakültür yani sürdürülebilir, doğa ile ahenk içinde yaşam ile ilgili çalışmalar yapıyorum. Bölgemde 4 yıl önce bir temiz gıda ağı kurdum ve her hafta 40’a yakın komşuma zehirsiz gıda temini yapıyorum.

Bu noktada esas olarak ne yapıyorum, hem insanlara temiz gıda veriyorum ve en önemlisi, bu tip üretim yapan irili ufaklı üreticileri destekliyorum. Çünkü onlar toprağa karbon gömüyorlar ve çiftliklerinde biyoçeşitlilik var. Bir permakültür tasarımcısı olarak ve ne mutlu ki bu süre içerisinde birçok şeyi bütüncül düşünme becerileri ile donatıldım.

Kendi yiyeceğimi yetiştirme zevki bana 40’lı yaşlarımda kısmet oldu. Kimisine daha erken ya da geç nasip oluyor. 7 senedir eğitimler, kurslar, okumalar, deneyler, denemelerle dolu bir zaman geçirdim. Beton ormanlarından, tam da buraya, gerçek ormanlara, Ömerli’ye taşınmışken permakültür çıktı karşıma.

Yani sürdürülebilir, doğa ile ahenk içinde yaşam felsefesi.

Bu minvalde kendime ve çevreme olabildiğince fayda sağlamak niyetim var; permakültür çoklu faydaya önem verir. Gıda ağı ve gıda yetiştiriciliği, tohum alma ve saklama, 2 küçük çocuk derken artık bir adım daha atma vakti geldi. Attığım bu yeni adımla, şirketimi kurdum, web sitem ve sosyal medyam bir şekilde yoluna girdi. Bir dikim mevsimi daha geçti ve kendimi biraz toparladım. Sizleri de bir şevk ile kendi gıdanızı yetiştirmek konusunda heyecanlandırmak istiyorum. Bu işin faydalarından bahsetmek ve gelecekte dünyamızı neler bekliyor biraz bilgi vermek istiyorum.

Gıda topluluğundaki insanlarla bağlar kurduk. Arkadaş, dost olduk. Bahçelerine girme şansına erişiyorum.

Gördüğüm kadarıyla bahçecilikle ilgilenen kişiler bile, bahçelerinin en ücra ve görünmez yerlerine bostan yapıyorlar. Bu konuyu biraz düşündüm, inceledim, araştırdım. Neden böyle diye. Neden insanlar bahçelerini çim ile kaplarlar ve bunu çok severler diye. Boş düz çimler. Kendim de dahil neden dir diye…

Bostan bazı insanlar için köy veya köylü olmak ile ilişkilendirilir. Zamanla hor görülmüştür ve bu işleri bırakın köylüler yapsın, birileri de plazalarda çalışsın diyerek özellikle kadınlar toprağından, tohumundan, köyünden, kasabasından şehirlere göç etmişler ve kopuş çok hızlı yaşanmıştır. Plazalarda şirketlerde bir sürü insan ile çalışmak, oturmak, sürekli toplantı yapmak ve 10’ar dakikalık molalarla rahatlamaya çalışmak normalleştirilerek küçük minik esirler haline gelmiş insanoğlu.

Kapitalizm biz insanların bütüncül bakış açılarını, geneli görme, okuma ve sezme duyularını kaybetmesine neden oldu. Oysa ki köylü bizden 10 kat daha kaliteli, sağlıklı ve sürdürülebilir bir sistemin içinde yaşamaktaydı. Ama sonra ki nesiller bu yaşantının değerini, sistemim yarattığı koşullar ve algından dolayı göremediler, daha doğrusu unuttular. Geride kalanlar ise, 3 kuruşa yetiştiricilik ile bir şeyler üreterek yaşam savaşı vermekteler. Keşke hepimiz köylü olsak o kadar az karbon ayak izleri var ki ahh ahh…

Oysa ki ‘Köylü Milletin Efendisidir’ ne güzel bir söz… Ne kadar anlamlıdır, ne kadar itibarlıdır. Birçok şey gibi güzide memleketimizin içi boşaltılmıştır. Kendi kaderine terk edilmiştir. Ancak artık insanların gözlerindeki sır perdesi açılıyor ve tekrar görme duyuları geri geliyor. Bu bir umut ışığı. Bu bir devrimin başlangıcı. Olmak zorunda, yoksa “bizden sonraki nesil“ diye bir şey kalmayacak.

Bence bahçecilik ve bostan ile uğraşmak çok cool bir şey. Düşünsenize, üretim yapıyorsun bahçende! Şaka gibi… Öyle güzel bostanlar yaparak başlayabilirsiniz ki bahçenizin en güzel ve görünür yerine sahip olabilirsiniz. 

Görünmez yerlerin bazı dezavantajları vardır. Mesela ağaçların altında ya da binaların yanlarında kalan yerlere ekim yapılıyor. Güzel güneş ışığı alamıyor veya karanlık, izbe köşeler olduğu için böcek ve zararlıların yuvaları haline gelmiş yerler oluyor. Böyle alanlara ekince de mahsül almakta zorlanılıyor. Arkasından moral bozukluğu ve pes etme… Oysa ki en güzel güneş alan yerine yükseltilmiş yataklar veya derin bitki yatakları yapsan şöyle şık şık, cicili bicili. Yakınına da bir sandalye ile sehpa koysan, her gün izlesen gelişimi…

 

Zihninizi okur gibiyim. Vay, ne güzel! Ama saçmalama Nevra, kim uğraşacak bununla! Tamam, gözünüz korkmasın. Ufak başlayabilirsiniz. 🙂

Sonra biraz büyütürsünüz.

Sonra biraz daha büyük düşünebilirsiniz.

Aa, sonra bir bakmışsınız markete çok az gider olmuşsunuz; hatta kolu komşunun kapısına mahsül bırakır olmuşsunuz. ☺ Bahçe ile ilgilenmek aynı zamanda son derece sağlıklıdır. Günlük egzersizlerinizi aradan çıkarırsınız. Toprağa dokunarak stres atarsınız, baya meditasyon gibi bir şey. E, bir de mahsül toplayıp yiyince bir acayip mutlu oluyorsunuz. Benim, diyorsunuz, ben yetiştirdim. Yani böyle koltuklarınız kabarıyor, değişik bir his. Tabii, bu bahçe işinin de bir kurulma prensibi var. Bir de illa deniz derya bahçenin olmasına da gerek yok. Balkon, teras ve apartman bahçeciliği ile de birçok şey üretebilirsiniz.


Buna İngilizce’de “urban gardening” deniyor. Türkçe’de “kent bahçeciliği” de deniyor. Bir araştırın, bayılacaksınız.

Ama size bir şey söyleyeyim mi, gerçekten ‘dünyayı daha iyi günler beklemiyor’. Canınızı sıkmak istemezdim ama birilerinin gerçekleri söylemesi gerekiyor. Birçoğunuz zaten biliyorsunuz, birçoğunuz ise inanmak istemiyor. Ama gerçek şu ki, bu kadar hızla üreyen ve hızla dünyayı kendi yaşamı ve zevki için hunharca katleden canlılarız ki, bu sebeple bu dünyaya bu kadarı fazla geliyor. Ve bu durumun semptomları içerisindeyiz. Virüsler, iklim krizi, şiddet patlamaları, mutsuzluk, doyumsuzluk. Maalesef ipin ucu kaçtı, kaçıyor.

Permakültür felsefesi, bu gidişatı durdurmak, pozitife döndürmek için bizlere yol ve yöntem sunan bir öğretiler zinciri. Size A’dan Z’ye sürdürülebilir bir yaşamı nasıl kuracağınızın yolunu yordamını anlatıyor. Muhteşem bir şey ve insanı güçlendiriyor. Yaşam enerjisi, umut ve kurtarma, kurtarılma hissi.

Kıssadan hisse; Kendi gıdanı yetiştirmek, tohumunu saklamak, kompost yapmak, sıfır atığa doğru ilerlemek, yağmur suyu hasadı yapmayı öğrenmek, kendi evini yapmayı öğrenmek hep hayatta kalmak için öğrenmemiz, bilmemiz gereken şeyler… Arabalar, evler, yatlar, katlar, para, her şey gelip geçici gibi geliyor. Hiçbiri yenmiyor, içilmiyor ☺ Bu tip şeyleri öğrenince mahkumiyet hissi gidiyor. Dediğim gibi bir güç ve kudret geliyor insana. Değişik bir his ve sizlerin de kendinizi evrende daha donanımlı ve daha iyi hissetmenizi arzu ediyorum.

Gelin bu çimleri devrim yapıp gıda ormanlarına çevirelim. ☺ Balkonlarımız domates koksun, biber koksun. Bunları yaparken de köyün ve köylünün değerini harika bir şekilde anlayacağınıza hiç şüphem yok. ☺

Diğer Blog Yazıları